ben – blog / bir teknoloji insanın kişisel blogu
düşünceler
izmitten geride kalanlar…
Nis 11th
[dailymotion]http://www.dailymotion.com/video/x867my_ebnem-ferahhocakal_music[/dailymotion]
bir önceki yazımda aynen aşağıdaki alıntıdaki cümleleri yazmış ama sonrasında da kendimi kaptırıp peşreve başka başlamışım selamı başka vermişim. kaldığım yerden gemiyi tekrar rotasında koyalım…
bir öceki yazının alıntısı;
…ben de kocaelinden ayrılışım anısına bir yazı yazayım dedim kocaelinden aklımda kalanlar ve özleyeceklerim – özlemeyeceklerim şeklinde sıralamak istedim…
bir önceki yazıda neyin nesi diyenler buradan buyrun.
özleyeceklerim;
- sapanca pazar tembellikleri : sapancayı bilmeyen yoktur sanırım ama göl kenarındaki özel yerleri bulmaksa bemim çok zamanımı aldı ve buralarda en güzel zamanlar kesinlikle göl kenarında kahvaltı ve sonrasındaki yatışları; özleyeceğim.
- kousat : kendileriyle geç tanışsak bile birbirimizi sevdik .
- radyo ki : kocaeli üniversitesi iletişimin radyosudur kendisi zaman zaman saçmalasalarda tam benim modumda çaldıkları parçalarla çok tutardım kendilerini. yazık ki sadece kocaelinde yayınları var.
- yürüyüş yolu ve yürüyüşleri : izmit’in yegane yolu bence. resmi olarak ismi cumhuriyet caddesi, eskiden demiryolu geçtiğinden halk caddeyi demir yolu caddesi diye biliyor, biz yani üniversiteli arkadaşlar da sevgi yolu diyorduk. evim de bu cadde üstünde olduğundan ve ben de yürümeyi sevdiğimden bu yol üstünde çok yürüdüm. özellikle gecenin herhangi bir saati sakin sakin yürüyüş gibisi yok. cadde tam 1200 mt benim evimden yürüdüğüm son noktaya (yere çakılan levhalardan biliyorum).
- kolpaçinolar : bunlar aslında bi o kadar sevmeme rağmen güldüğüm bi gurup izmitte de çokça var beni neşelendirirler. bol bol konuşturun ama çok ta samimi olursanız kesinlikle sorun oluştururlar o yüzden dengeyi iyi koyun.
- dolby dizi-film keyfi : şöyle özetleyeyim bir yaz gecesi yine full ses bi film izliyorum. bi ara sessizlik oldu filmde o ara bi ses; “pşşşt film izeyen” diyor çıktım balkona adamın biri karşı apartmandan filmin sesine uyanmış. bendeki dolby sesi siz tasavvur edin. ama benim canım komşularımda çıt yoktu, severdik birbirimizi…
- ev eğlenceleri : nam-ı diğer ev partisi derler ki bu ismi sevmem. şehr-i izmitte bar olayı zayıf olduğu için ev eğlencesi ortamı güzel ve samimi olur. sağolsunlar bolca çağırdılar envai çeşidine. son son doymuştum iyiden iyiye.
- çalışma koşulları : istanbulda çalışmış biri olarak oradan sonra izmit ne bileyim tatil beldesi gibi geldi diyeyim anlayın…
- trafik : işten eve gidişim 10 dakika ki istanbulda bu mesafeyi en az 1 satte gidebilirdim.
- evim: ben bu listeye evim diye yazacağımı hiç sanmazdım sonuçta bekar evi ve izmit merkezde oturan herkes gibi bizim binada yıllanmış eski bir bina idi ama evi boşaltınca gözlerim yaşaracaktı nerdeyse. ne anılarım geçmiş canım evimde neler yaşamışız off be…
- aşkın iki kişilik bir yalnızlık oluşunu: “aşk iki kişilik bir yalnızlıktır” lafı benim başucu cümlelerimdendir; birçok bakış açısıyla. ilginçtir ama bu sözün kastını bu şehirde anladım ben…
özlemeyeceklerim ;
- kolpaçinolar : bunlar beni güldürdüğü kadar kabak tadı vermeyi başaran ender yaratıklardır. o yüzden adamı böyle hem sevdirirler hem sevdirmezler kendilerini…
- akşam saat 10 havası : şimdi bu şehirde akşam 10 olduğunda garip bi koku yayılır havaya özellikle yahya kaptanda oturanlar buram buram alır kokuyu. biri fosfor fabrikasından geliyor koku demişti ama bilmem…
- tikky kafeleri : şimdi ben bunları anlamıyorum benim evimin hemen yanında konuşlandıkları için bol bol önlerinden geçerim, arkadaşlarım gelince de yakın diye orada buluşurum mecburen ama çakma dekorasyonlu kafelerde bu kadar fahiş fiyatlar ilginç…
- barları – fuarı : yok bu şehirde istanbuldan gelen için bar kavramı yok, canlı müzik hak getire. fuar desen on yıl içinde camii li bi aile muessesi oldu barlar kapandı.
- usta yokluğu : arkadaş bi şehirde usta bu kadar mı zor bulunur önüne gelen ustayım mı der. 9 yılın sonunda hakkıyla yapmayı öğrendiklerim: boyacılık, elektrikçilik,telefonculuk, hat çekme naapalım yapanını bulamayınca kendimiz öğrendik.
- trafik yönleri : yok bu şehirde trafik yok ama misal benim evimin sokağına yön ihlali yapmadan gidebilmek için resmen 8 çizmeniz lazımdı. trafik yönleri bi ters…
- dünyanın en küçük büyük şehri : şehr-i kocaeli öyle bir şehir ki dünyanın belki de en küçük büyük şehri denebilir. ben ilk üniversite için şehre geldiğimde benden eski arkadaşlarım bana demiryolu caddesini, fethiye caddesini ve sahil yolunu gösterdiler, şehir bitti dediler ben inanmak istemedim ama şehir kaba hatlarıyla bu 3 ana güzergah ve e-5 in etrafına yayılmış mahalleler şeklinde.
aslında liste çok uzayıp gider ama ben bir çırpıda aklıma gelenleri yazdım gelecekte aklıma gelirse ek yaparım…
şimdi yazının başında muhtemelen şebnem ferahın hoşçakal şarkısının neden koyduğumu merak ediyorsunuz ama bir de şu gözle dinleyin şarkıyı; ben izmitten gitme ihtimalim kesinleşince şarkıyı dinleyip çok gezdim o sevmediğim sokaklarında izmitin. sizde şöyle düşünün bu sefer; sarkıyı bir sevgiliye değil de, şehir şehir gezen ve şehirleri canlı olarak gören birinin söylediğini düşünün…
kocaeli, izmit ve pişmaniye isimleri nereden geliyor, nasıl geliyor ….
Nis 3rd
kız kardeşim dikkat etmiş çocukluğumdan beri her dokuz yılda bir şehir değiştiriyorum. durum mutad şuana kadar. 3. şehrim de şans bu ki, kaderin bir oyunu sonucu kocaeli veya ikinci ismiyle izmit oldu. oldu diyorum çünkü askere gitmek üzereyim ve 9 uncu senenin sonundayız. ne diyeyim darısı sıradaki şehirlerin başına ama çok daha kısa süreli olması dileğiyle.
ben de kocaelinden ayrılışım anısına bir yazı yazayım dedim kocaelinden aklımda kalanlar ve özleyeceklerim – özlemeyeceklerim şeklinde sıralamak istedim. ama ondan önce bir yazıyla kocaeli ismi nerden geliyor sorusunun yanıtını bulayım istedim. son dönemde kentler hakkındaki böyle ıvır zıvır bilgi araştırmayı seviyorum naapalım.
neresi kocaeli, neresi izmit ;
bana hep sorulan sorudur izmit nereye deniyor kocaeli nereye. genel olarak izmit şehrin merkezine verilen isim ama izmitliler ( bende de izmitlilik belirtileri had safhada) ve artık izmitli olanlar tüm kente izmit derler. aslında şehrin tamamı; yani izmit,kandıra, gebze, bla bla bla… gibi tüm ilçelerin toplamına kocaeli denir. böylece fiziksel sınırları da çizmiş olduk
kocaeli ismi nerden geliyor;
bu bilgiyi benim de üniversite birinci sınıfta tarih öğretmenliğimi yapan, hatta bir kitap da hediye etmiştir bana unutmam, kocaeli üniversitesi öğretim görevlilerinden şener aksu’nun buradan ulaşabileceğiniz “yahya kaptan” isimli kitabından öğrenmiş bulunuyorum.
osmanlı o zamanlar imparatorluk değil bir devlet ve hızla genişliyor, yazının devamını oku »
çelik yapılar, acımak ve seval pınarbaşı
Mar 26th
hayatıma dair ilginç bir başlık daha…
ilk önce seval pınarbaşı kimdir diye soranlara şunu söyleyeyim kendisi kocaeli üniversitesi inşaat mühendisliği bölümü yapı anabilim dalı öğretim görevlilerinden yrd. doç. dr. seval pınarbaşı. yok bu bilgi benim için yetersiz derseniz yazının yazıldığı tarihte üniversitenin web sitesinden aldığım ayrıntılı-formal bilgisine yazının sonunda ulaşabilirsiniz.gelelim bendeki kimdir sorusunun cevabına; aslında belki kendisi hatırlamaz ama seval hocayla bundan yıllar önce tanıştık ilk ben yurtdışına çıkma niyetiyle okuldan belge almaya gitmiş ve bölüme uğradığımda bölümün bir başka efsane hocası yrd. doç dr. fuad okay ın yanında tanışmıştık, onun sanırım bölümdeki ilk günleriydi. ilk tahayyülü çok güler yüzlü olduğuydu. ama gel zaman git zaman zaman ben tekrar bölümüme döndüm ve aldığım derslerden birinin hocası olarak, ki bu ders çelik yapılar oluyor, karşıma çıktı. gelin görün ki ders kazığın kazığı ve seval hoca tam da reşat nuri güntekin in ” acımak” isimli romanındaki hoca hanım’ın idealistliği ve mükemmeliyetçiliğine sahip o yüzden kendisini ne zaman görsem hep acımak kitabı geldi aklıma ilginç bi şekilde.
gelelim yazının çelik yapılar kısmına ;
size şöyle bi anektod anlatayım bir gün afçı arkadaşlarla çelikyapılar dersinin başlamasını beklerken konuşuyorduk, ki kendileri gece gündüz dersi hatim etme çabasında kütüphaneye kapanmışlar üniversite affetti ama seval hoca affetmez mantığında ha bire çelik yapılar 1 çalışıyorlar , aralarından biri; “yaa yok abi bu ders bize 3 gömlek fazla bırak ikiye anca 3 e yani çelik yapılar 1-2-3 şeklinde verilse anca 50 al geç yaparız naapcaz bilmiyorum” demesi bendeki tüm ışığı açtı bende oturup hatim çabalarına koyuldum usul usul. ikincisi de kendi yaşadığım bi olay üniversiteden bi arkadaşım baş harfi eray üniversite hayatı boyunca nerdeyse tabir caizse kitap kapağı açmadı ve dersleri her şekilde geçmenin bir yolunu buldu ama çelik yapılar dersine, artık 8. sınıf olmuştu, gelip bende çalıştı. adam oturup resmen çalıştı bir yandan da “ahh seval hoca beni çalıştırdın ya helal olsun sana” deyip durdu. benim de gözler yaşarmış :p ne diyeyim tebrik ettim seval hocayı.
derste ise benim gözlemim şu; dersine girin; dinlemek zorunda veya dersi bilmek zorunda değilsiniz oturun heyecanını izleyin. bu ne hareket bu ne tempo nasıl bir anlatım çoğu zaman kendisini yorulmak bilmeyen manga karakterlerine benzettiğimi burada itiraf edeyim tamam şimdi “heyuu” deyip havaya sıçrayacak dedim kendime kaç defa. usul usul yazıyı fırsat bilip bunu da buradan söyleyeyim.
ayrıca yaptığı sınavlarda benim dönemimde atalet momentini baraj sorusu yapıp, atalet yapamayanın kağıdını okumaması, ki ben cisimlerin temel atalet momentini bilmezken dönemin sonunda en abidik gubidik şeklin ataletini bulabilcek kıvama gelmiştim, ve sözel kısımda, sınavlarını sözel ve sayısal olarak çoook bol sorulu yapar, 0.5 ( sıfır nokta beş) puanlık soruyla kendimi altınları toplayan hugo gibi hissettirmesi de hala dudağıma gülücükler getiren başka bir efsanesidir.
gelelim yazıyı neden yazdığıma; yazının devamını oku »
internetin en okunası blogu
Mar 21st
blogumda çoğu zaman karşılaşabileceğiniz bir isim vardır ” melo” yani kız kardeşim tam adıyla merve melis eryılmaz biz melis diyoruz mervesi kullanılmıyor anlayacağınız. herneyse kendisi zaman zaman güzide şiir ve müzik zevkiyle beni şaşırtsa da genel olarak takdir ettiğim bir kişiliktir, inanın kardeşim olduğu için torpil yok, tek torpil yazının başlığındaki gaz cümlesi bir nevi goy goy yapıyorum okuyucuya…
herneyse gelelim blogun hikayesine ;
melo uzun süredir bana “abi bana da bir blog aç” dese de nedense her seferine bir şekilde kaynatıyordum tabii gel zaman git zaman iki sene olmuş ben sallamaya başlayalı. melo sormaktan vazgeçmedi ben sallamaktan ama nerden bu aşk geldi bilmiyorum melo bakmış olacak gibi değil blogger a üye olmuş adım melodur imkanım budur diyerek kendi bayrağını açmış. blogun ismi çok güzel ” ben keyfim ve kahyası” bana da bi dokundurma var mı bilmem ama ben iyi niyetliyim” me myself and irene ” den çakmadır diyorum . adresi de biraz garip ; “http://meliserylmz.blogspot.com/” ben bile girerken zorluk çekiyorum naapalım ben de hala melise bir websitesi koratma aşkı oluşmadı nedense. bakalım benim keyfim ve kahyası ne zaman hareketlenir.
son olarak dün blogu okuma imkanım oldu ne yalan söyleyeyim beğendim gerçekten zevkle okunacak bir blog olmuş ben melisi tanıyorsam düzenli de yazar benim gibi tembel değildir e kalemi de kuvvetli bunlara ek olarak daha ne olsun…
melisin bloguna ulaşmak için buradan buyrun.
p.s.: melo yaızıyı beğenmiş belli; yazıyı okuduktan sonra cheese kek ve türk kahvesini kaptım …
devlet hastanesi kalitesinde özel = özel acıbadem hastanesi
Mar 17th
birazdan okuyacağınız yazının aynısını özel acıbadem hastanesi veya sağlık grubunun genel merkezine telefon açıp ,ki maalesef diyemeyeceğim tahmin de etmiştim bir şikayet e-mail adreslerinin olmayacağını, müşter memnuniyeti hattından söz uçar yazı kalır diyerek gözde hanım dan aldığım aloacibadem@asg.com.tr e-mail adresine gönderdiğim mailin aynısıdır; yazının devamını oku »



