ut aliquid fieri videatur

kocaeli karlı

kız kardeşim dikkat etmiş çocukluğumdan beri her dokuz yılda bir şehir değiştiriyorum. durum mutad şu ana kadar. 3. şehrim de şans bu ki, kaderin bir oyunu sonucu kocaeli veya ikinci ismiyle izmit oldu. oldu diyorum çünkü askere gitmek üzereyim ve 9 uncu senenin sonundayız. ne diyeyim darısı sıradaki şehirlerin başına ama çok daha kısa süreli olması dileğiyle.

ben de kocaelinden ayrılışım anısına bir yazı yazayım dedim kocaelinden aklımda kalanlar ve özleyeceklerim – özlemeyeceklerim şeklinde sıralamak istedim. ama ondan önce bir yazıyla kocaeli ismi nerden geliyor sorusunun yanıtını bulayım istedim. son dönemde kentler hakkındaki böyle ıvır zıvır bilgi araştırmayı seviyorum naapalım.

neresi kocaeli, neresi izmit ;

bana hep sorulan sorudur izmit nereye deniyor kocaeli nereye. genel olarak izmit şehrin merkezine verilen isim ama izmitliler ( bende de izmitlilik belirtileri had safhada) ve artık izmitli olanlar tüm kente izmit derler. aslında şehrin tamamı; yani izmit,kandıra, gebze, bla bla bla… gibi tüm ilçelerin toplamına  kocaeli denir. böylece fiziksel sınırları da çizmiş olduk

kocaeli ismi nerden geliyor;

bu bilgiyi benim de üniversite birinci sınıfta tarih öğretmenliğimi yapan, hatta bir kitap da hediye etmiştir bana unutmam,  kocaeli üniversitesi öğretim görevlilerinden şener aksu’nun buradan ulaşabileceğiniz “yahya kaptan” isimli kitabından öğrenmiş bulunuyorum.

osmanlı o zamanlar imparatorluk değil bir devlet ve hızla genişliyor, Devamını okuyun »

sitting and crying

bugün sayfamda bizde daha çok, hatta hemen hemen kitapları dışında tanınmayan ama benim yıllar önce şans eseri gezerken gördüğüm ki bir ara tapınağım gibiydi alım. alkım kitap evinde gördüğüm veparam yetmediğinden alamadığım , ki  bir ara anlatayım hikayesini, aşk mektupları kitabında okuyup tam bir romantik dediğim. “aşka hiçbir şey yetmez. mutlusunuzdur; cenneti istersiniz; cennete sahipsinizdir; tanrı’yı istersiniz.”  diyebilecek kadar aşkı yaşayan ve internette türkçe çevirisini  bulamadığım adele foucher a yazdığı ve umarım gelecekte türkçe çevirisini yapacağım mektubu da şiir vesilesiyle paylaştığım büyük yazar victor hugonun bir şiiri var …

ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
solması için gülü dalından mı koparmalı? Devamını okuyun »

yrd. doç. dr. seval pınarbaşı

hayatıma dair ilginç bir başlık daha…

ilk önce seval pınarbaşı kimdir diye soranlara şunu söyleyeyim kendisi kocaeli üniversitesi inşaat mühendisliği bölümü yapı anabilim dalı öğretim görevlilerinden yrd. doç. dr. seval pınarbaşı. yok bu bilgi benim için yetersiz derseniz yazının yazıldığı tarihte üniversitenin web sitesinden aldığım ayrıntılı-formal bilgisine yazının sonunda ulaşabilirsiniz.gelelim bendeki kimdir sorusunun cevabına; aslında belki kendisi hatırlamaz ama seval hocayla bundan yıllar önce tanıştık ilk ben yurtdışına çıkma niyetiyle okuldan belge almaya gitmiş ve bölüme uğradığımda bölümün bir başka efsane hocası yrd. doç dr. fuad okay ın yanında tanışmıştık, onun sanırım bölümdeki ilk günleriydi. ilk tahayyülü çok güler yüzlü olduğuydu. ama gel zaman git zaman zaman ben tekrar bölümüme  döndüm ve  aldığım derslerden birinin hocası olarak, ki bu ders çelik yapılar oluyor, karşıma çıktı. gelin görün ki ders kazığın kazığı ve seval hoca tam da reşat nuri güntekin in ” acımak” isimli romanındaki  hoca hanım’ın idealistliği ve mükemmeliyetçiliğine sahip o yüzden kendisini ne zaman görsem hep acımak kitabı geldi aklıma  ilginç bi şekilde.

gelelim yazının çelik yapılar kısmına ;
size şöyle bi anektod anlatayım bir gün afçı arkadaşlarla çelikyapılar dersinin başlamasını beklerken konuşuyorduk, ki kendileri gece gündüz dersi hatim etme çabasında kütüphaneye kapanmışlar üniversite affetti ama seval hoca affetmez mantığında ha bire çelik yapılar 1 çalışıyorlar , aralarından biri; “yaa yok abi bu ders bize 3 gömlek fazla bırak ikiye anca 3 e yani çelik yapılar 1-2-3 şeklinde verilse anca 50 al geç yaparız naapcaz bilmiyorum”  demesi bendeki tüm ışığı açtı bende oturup hatim çabalarına koyuldum usul usul.  ikincisi de kendi yaşadığım bi olay üniversiteden bi arkadaşım baş harfi eray üniversite hayatı boyunca nerdeyse tabir caizse kitap kapağı açmadı ve dersleri her şekilde geçmenin bir yolunu buldu ama çelik yapılar dersine, artık 8. sınıf olmuştu, gelip bende çalıştı. adam oturup resmen çalıştı bir yandan da “ahh seval hoca beni çalıştırdın ya helal olsun sana”  deyip durdu. benim de gözler yaşarmış :p ne diyeyim tebrik ettim seval hocayı.

derste ise benim gözlemim şu; dersine girin; dinlemek zorunda veya dersi bilmek  zorunda değilsiniz oturun heyecanını izleyin. bu ne hareket bu ne tempo nasıl bir anlatım çoğu zaman kendisini yorulmak bilmeyen manga karakterlerine benzettiğimi burada itiraf edeyim tamam şimdi “heyuu” deyip havaya sıçrayacak dedim kendime kaç defa.  usul usul yazıyı fırsat bilip bunu da buradan söyleyeyim.

ayrıca yaptığı sınavlarda benim dönemimde atalet momentini baraj sorusu yapıp, atalet yapamayanın kağıdını okumaması, ki ben cisimlerin temel atalet momentini bilmezken dönemin sonunda en abidik gubidik şeklin ataletini bulabilcek kıvama gelmiştim,  ve sözel kısımda, sınavlarını sözel ve sayısal olarak çoook bol sorulu yapar, 0.5 ( sıfır nokta beş) puanlık soruyla kendimi altınları toplayan hugo gibi hissettirmesi de hala dudağıma gülücükler getiren başka bir efsanesidir.

gelelim  yazıyı neden yazdığıma; Devamını okuyun »

melis_website

blogumda çoğu zaman karşılaşabileceğiniz bir isim vardır ” melo” yani kız kardeşim tam adıyla merve melis eryılmaz biz melis diyoruz mervesi kullanılmıyor anlayacağınız. herneyse kendisi zaman zaman güzide şiir ve müzik zevkiyle beni şaşırtsa da genel olarak takdir ettiğim bir kişiliktir, inanın kardeşim olduğu için torpil yok, tek torpil yazının başlığındaki gaz cümlesi bir nevi goy goy yapıyorum okuyucuya…

herneyse gelelim blogun hikayesine ;

melo uzun süredir bana “abi bana da bir blog aç” dese de nedense her seferine bir şekilde kaynatıyordum tabii gel zaman git zaman iki sene olmuş ben sallamaya başlayalı. melo sormaktan vazgeçmedi ben sallamaktan ama nerden bu aşk geldi bilmiyorum melo bakmış olacak gibi değil blogger a üye olmuş adım melodur imkanım budur diyerek kendi bayrağını açmış. blogun ismi çok güzel ” ben keyfim ve kahyası” bana da bi dokundurma var mı bilmem ama ben iyi niyetliyim” me myself and irene ” den çakmadır diyorum . adresi de biraz garip ; “http://meliserylmz.blogspot.com/” ben bile girerken zorluk çekiyorum naapalım ben de hala melise bir websitesi koratma aşkı oluşmadı nedense. bakalım benim keyfim ve kahyası ne zaman hareketlenir.

son olarak dün blogu okuma imkanım oldu ne yalan söyleyeyim beğendim gerçekten zevkle okunacak bir blog olmuş ben melisi tanıyorsam düzenli de yazar benim gibi tembel değildir e kalemi de kuvvetli bunlara ek olarak daha ne olsun…

melisin bloguna ulaşmak için buradan buyrun.

p.s.: melo yaızıyı beğenmiş belli; yazıyı okuduktan sonra cheese kek ve türk kahvesini kaptım …

acıbadem logo

birazdan okuyacağınız yazının aynısını özel acıbadem hastanesi veya sağlık grubunun genel merkezine telefon açıp ,ki maalesef diyemeyeceğim tahmin de etmiştim bir şikayet e-mail adreslerinin olmayacağını, müşter memnuniyeti hattından söz uçar yazı kalır diyerek gözde hanım dan aldığım aloacibadem@asg.com.tr  e-mail adresine gönderdiğim mailin aynısıdır;  Devamını okuyun »

Etiket Bulutu