
hayatıma dair ilginç bir başlık daha…
ilk önce seval pınarbaşı kimdir diye soranlara şunu söyleyeyim kendisi kocaeli üniversitesi inşaat mühendisliği bölümü yapı anabilim dalı öğretim görevlilerinden yrd. doç. dr. seval pınarbaşı. yok bu bilgi benim için yetersiz derseniz yazının yazıldığı tarihte üniversitenin web sitesinden aldığım ayrıntılı-formal bilgisine yazının sonunda ulaşabilirsiniz.gelelim bendeki kimdir sorusunun cevabına; aslında belki kendisi hatırlamaz ama seval hocayla bundan yıllar önce tanıştık ilk ben yurtdışına çıkma niyetiyle okuldan belge almaya gitmiş ve bölüme uğradığımda bölümün bir başka efsane hocası yrd. doç dr. fuad okay ın yanında tanışmıştık, onun sanırım bölümdeki ilk günleriydi. ilk tahayyülü çok güler yüzlü olduğuydu. ama gel zaman git zaman zaman ben tekrar bölümüme döndüm ve aldığım derslerden birinin hocası olarak, ki bu ders çelik yapılar oluyor, karşıma çıktı. gelin görün ki ders kazığın kazığı ve seval hoca tam da reşat nuri güntekin in ” acımak” isimli romanındaki hoca hanım’ın idealistliği ve mükemmeliyetçiliğine sahip o yüzden kendisini ne zaman görsem hep acımak kitabı geldi aklıma ilginç bi şekilde.
gelelim yazının çelik yapılar kısmına ;
size şöyle bi anektod anlatayım bir gün afçı arkadaşlarla çelikyapılar dersinin başlamasını beklerken konuşuyorduk, ki kendileri gece gündüz dersi hatim etme çabasında kütüphaneye kapanmışlar üniversite affetti ama seval hoca affetmez mantığında ha bire çelik yapılar 1 çalışıyorlar , aralarından biri; “yaa yok abi bu ders bize 3 gömlek fazla bırak ikiye anca 3 e yani çelik yapılar 1-2-3 şeklinde verilse anca 50 al geç yaparız naapcaz bilmiyorum” demesi bendeki tüm ışığı açtı bende oturup hatim çabalarına koyuldum usul usul. ikincisi de kendi yaşadığım bi olay üniversiteden bi arkadaşım baş harfi eray üniversite hayatı boyunca nerdeyse tabir caizse kitap kapağı açmadı ve dersleri her şekilde geçmenin bir yolunu buldu ama çelik yapılar dersine, artık 8. sınıf olmuştu, gelip bende çalıştı. adam oturup resmen çalıştı bir yandan da “ahh seval hoca beni çalıştırdın ya helal olsun sana” deyip durdu. benim de gözler yaşarmış :p ne diyeyim tebrik ettim seval hocayı.
derste ise benim gözlemim şu; dersine girin; dinlemek zorunda veya dersi bilmek zorunda değilsiniz oturun heyecanını izleyin. bu ne hareket bu ne tempo nasıl bir anlatım çoğu zaman kendisini yorulmak bilmeyen manga karakterlerine benzettiğimi burada itiraf edeyim tamam şimdi “heyuu” deyip havaya sıçrayacak dedim kendime kaç defa. usul usul yazıyı fırsat bilip bunu da buradan söyleyeyim.
ayrıca yaptığı sınavlarda benim dönemimde atalet momentini baraj sorusu yapıp, atalet yapamayanın kağıdını okumaması, ki ben cisimlerin temel atalet momentini bilmezken dönemin sonunda en abidik gubidik şeklin ataletini bulabilcek kıvama gelmiştim, ve sözel kısımda, sınavlarını sözel ve sayısal olarak çoook bol sorulu yapar, 0.5 ( sıfır nokta beş) puanlık soruyla kendimi altınları toplayan hugo gibi hissettirmesi de hala dudağıma gülücükler getiren başka bir efsanesidir.
gelelim yazıyı neden yazdığıma; Devamını okuyun »