ben – blog / bir teknoloji insanın kişisel blogu
kağıt tutulması….
Nis 17th
inanırmısınız canım bir süredir hiç ama hiç yazmak istemiyor; yazamıyorum, daha doğrusu yalandan yazmak istemiyorum , yoksa hergün bir yazım banko olur ki blogun önceki yazılarında hergün bir yazı yazdığım günler görülmüştür. tabii çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz (evetbu son kısım olmadı fark ettim …)
ama yine şiir imdadıma yetişti de söylemek istediklerimi ne kadar da güzel söyledi …
bu kalem
bu kağıda
ne yazabilir senin için?
*******
söylemediğim söz kalmadıki sana…
********
bu kalem;
eski kalem,
kağıt ta
aynı kağıt
*********
anla artık
tükenen benim
şiir buradan antolojideki tüm şiirlerine ulaşabilecceğiniz şenay okutan a ait , eline sağlık …
mutluluğu arama(ma)k
Mar 24th
geçen gün üniversite kantininde canım sıkılmış otururken yan masada birden gözüm hürriyet gazetesine ilişti herneyse can sıkıntısı bu açtık karıştırmaya başladım yine bombalamış hürriyet anlaşılan akp – doğan kavgası iyice sertleşmiş ben bu ip canbazlarına bakmadığım için takip etmediğim için rahatım tabii herneyse gazeteyi karıştırırken gözüm birden hernekadar pek sevmesem ve neden sevmediğimi bilmesem vede bu bana garip gelse de ayşe arman’ın yazısına takıldı buradan okuyabilecğiniz yazı bana şunu hatırlattı bir kere daha; modern kültür insanlara mutluluğu arattı bende fazlasıyla aradım mutluluğu ama yekünde çok sevdiğim bir abimin bana söylediği cümle aaslında herşeyi anlatıyor ;
” hayat bir nehir ve akıp gidiyor sağ yanı mutluluk sol yanı hüzün, nasıl ki nehirde dostoğru otrtadan gidemiyorsak hayatta böyle bazen önümüze bir kaya çıkar nehrin soluna geçeriz bazen de sağına ama nasıl ki akan bir nehirde sadece bir yana tutunursak ilerleyemeyiz hayatta böyle…”
ben bir süredir sadece mutluluğu aramayı bıraktım hyataı yaşıyorum ve hayatın bana getirdiği anlık mutlulukların tadına varıyorum
seçimler, hayaller, vaatler ve raklamcılarla danışmanlar
Mar 15th
aslında başlıktaki gözlemimin veya isyanımın daha önceki seçimlerde de olup olmadığını bilmiyorum sadece bunlar benim bu seçimdeki seçim gözlemlerim uzaktan değil bizzat içinde viddi bir siyasi-reklamatik gözlem özelliği taşıyor. başlayalım konumuza;
aslında bu yazıdan başka bir de hangi siyasi parti daha iyi bir kurumsal yapmış gibi bir yazı planım var ama yoğunluk ve yorgunluk belimi bükmüş durumda zırvalamaktan korkmam da cabası…..
malum bilenler bilmeyenlere anlatsın türkiyemizde yerel seçim dönemi iyiden iyiye geldi eçiyor bile ben de ucundan seçim sektörüne bu sene hizmet vermiş ve tanıdıklarım arasında da bu işte uzun soluklu olarak hizmet verenler olduğu için onlarla tartışmalarımı(mütalaa manasında) kendi gözlemlerimle harmanlayıp şöyle uzun süredir yazmadığım kadar güzel veya güzele yakın bir yazı yazayım dedim….
öncelikle seçim dönemi yaklaştı ya herkes birkere başlıbaşına bir danışman arkadaşlar herkes bir strateji peşinde ki buna ibrşey demiyorum bunlar halk arasına çok bilmiş dediğimiz kısım e u işten para da kazanmak gibi bir kasıntılarıda yok o yüzden sorunda yok. ama asıl değinmek istediğim işsiz güçsüz ve bilgisiz ve parasız kısmının danışman ve reklamcılığa soyunmuş olmaları ki asıl facia da bunların yol açtığı faciya….
danışmanlar gurubu…
bu gurup ilginç bir gurup genelde eğitimli işsiz güçsüz gurubunu kendilerini hafif allayıp pullayıp kriz dönemini danışman adı altında atlatmaya çalıştıklarını gözlemliyorum. bir kere herşeyden çok iyi derecede anlıyorlar pr çalışmaları facebookta aday adına bir grup oluşturup adaya ; “abi bak binbeşyüz kişi yok ikbin kişi üye oldu,internet yıkılıyor” gazlamasından ibaret. sona bunlar internete reklam vermemiz lazım deyip google ı internet zannettiklerinden ve ne yazikki adayımız da teknolojinin çoğunlukla birhayli gerisinde olduğundan tamam diyorlr verelim hooop internetide kapatmış olalım burada hemen tanıdık bir reklamcı giriyor devreye ki ikinci gurubu bunlar oluşturuyorlar, birazdan değineceğim,sonra bu danışman gurubu klasik olarak ellerinde bir telefon birde kulaklık devamlı böyle bir önemli adam trafiğinde oluyorlar annamadım sanki başbakanın kampanyasını yürütüyor pezo. oraya emirler buraya emirler bir ay sonra pusmuş olacak adam şimdi sanki dağ sıçıyor, ilginç…
ben, can , koutik ve şarap
Mar 7th
başlık yakışıklı oldu. böyle sanki bu üçüyle şarabın faydalarını açıklayacakmışım gibi bir his doğuyor insanda ama yok, aslında hepsi birbirinden farklı unsurların birleşimi olan hoş bir hikaye anlatmak istediğim ….
dün can bana geldi can kim olur derseniz yazının devamında aşağıda resmini gördüğünüz güzel şahsiyet. benim de esasen yan kolondan bloguna ulaşabileceğiniz zuhal aracılığı ile tanıştığım sonradan da iyi anlaştığım bir arkadaşım, biraz sosyal demokrattır ama iyi çocuktur kendisi
, gelelim ikinci kahraman olan koutik de kocaeli üniversitesi tiyatro kulübüne; her nekadar öğrencilik döneminde katılmaya çalışsam da bir türlü başarmadığım tiyatro ile meşk eden yegane kulüp olur kendileri. ve son kahraman da benim bozca adadan getirdiğim hediyelik şaraplardan, hediyelerin sonunda elde kalan son şarap oluyor. haydi başlayalım maceraya..
oku !!!
Mar 5th
bazen seni düşünürken
kendime yakalanıyorum…
bilir misin bu duguyu?
sanmam..
nasıl yakar adamın içini..
nasıl da düşman eder kendisine,
anlatamam…****************
ellerim yumruk yumruktur o anda
dilimde mevsimlik sabırlar…
gözlerimde kan…
saçlarımda birkaç tel beyaz durur,
gidişinden kalan…
*******************
saklarım seni…
aklarım kendimi o güzelliğinle.
bir tek unutmayı beceremem
ki unutursam,
şiirler yabancı düşer geceye,
ve ben sabaha eremem…okan savcı




